MİSAFİR ODASI

“Bizim Birbirimizin Hayal Gücünü Derinleştirme Gücümüz Var”

Havalar soğurken battaniyelerimizin altına kıvrılırken evde olduğumuz, güvende olduğumuz için şükredip şımarırken ya da bir varken bir yokken…  Bazen bir insanı 1 hafta seversin ama öyle bir derinlikle seversin ki sonsuz bir sevgi olur demiş Judith. Ben de hem dinlerken hem yazarken ‘hiç böyle düşünmemiştim’ demişim. Derinlik, gerçek sevgi, beraber olmak, bir araya gelip hayal kurmak,bir diğerinin gittiği yolu kolaylaştırmak… Bunlar iyi gelir bize biliyoruz. Masal gecelerinde tam da bundan bahsediyor Judith. Bunlar benim değil bizim masal gecelerimiz, gelin beraber hayal kuralım diyor. Gelin beraber şifa bulalım der gibi…

Hazal Şahin:  Senin hakkında ufak çaplı bir araştırma yaparken Ted Talks’taki konuşmana rastadım ve orada bir araya gelip hayal kurmaktan bahsetmişsin.  Sence de bir sürü farklı inançtan ve kültürden insanı aynı hayale ortak etmek çok büyülü bir şey değil mi?

Judith Liberman: Kesinlikle öyle. Masallarda da bundan bahsediyoruz aslında. Erkeğe, kadına, 5 yaşındaki çocuklara, iş adamlarına veya bir kulenin son katındakilere perşembe sabahı  aynı masalı  anlatmışlığım da var.  Masallar çok evrensel.  Masalların Türkiye masalı, Rus masalı, Japon masalı olarak ayrı ayrı olabileceği düşünülüyor oysaki bir masalın çok benzeri başka bir ülkede de var. Benzer bir metni Türkiye’de de bulunuyor, bir diğer benzeri Afrika’da da bulunuyor. Masallar hiç sınır tanımazlar. O yüzden ben onları seviyorum. 3000 senedir aynı masallar değişe değişe adapte edilerek ayrıntılar değişerek belki krallar padişah olarak, Avrupa’daki ziyafet sokaklarındaki domuzlar Anadolu’da koyun olarak… Yemekler değişiyor isimler değişiyor kıyafetler değişiyor ama olay örgüsü aynı çünkü masaldaki olay örgüleri kültürel bir şeyden bahsetmiyor. İnsan olma deneyiminden bahsediyor. Bu deneyimin içinde evrensel olan ne var? Elbette doğum, ölüm, kıskançlık, zorluklara karşı çıkmak, yola çıkmak, aşkın peşinden gitmek bunlar bütün masalların ele aldığı temel temalardır. Korkular için terk edilmek, kıtlık korkusu… Şimdi bana bir kültürden bahset terkedilme ve kıtlık korkusu tanımayan…  Korku tanımayan. Aşk peşine gitmeyen… Çok evrensel oldukları için seviyorum ben onları. Bazen kimisi onları alıyor ve çok belirli bir yere ve kültüre ait yapıyor. Örneğin; Türkiye’deki masalların birçoğunu çok belirli bir çerçeveye oturtuyorlar ve sen izlerken diyorsun ki ‘‘Aa bu Türk dizisi, Türk masalı”. Oysa iskeletinde o evrensel masal var. Çoğu romanlar aslında masallardan yola çıkma oluyor. Yani masallar çok esnek ama çok önemli bir hikaye mirası diyelim. O hikaye mirasının içinde insanlığa ait olan bütün temelar yer alıyor.

H: Aslında masal kelimesi bende çok güzel şeyler çağrıştırıyor. Neden  bilmiyorum ama masal sadece çocuklara anlatır gibi bir bilgimiz var ya kodlanmış. Ben uyurken babam masal anlatırdı, annem masal anlatırdı ve şimdi büyüyorum ve sen masal anlatıyorsun ve ben artık o çocuk değilim ama dokunduğu yer sanırım yine benzer, naif bir yer. O yüzden merak ediyorum bu hepimize yerleşmiş masallar çocuklar içindir bilgisini yıkmak için uğraştın mı?

J: Aslında bu çok yeni bir şey.  19.yy’dan önce öyle bir inanç yok. Hatta Anadolu’da 50-60’lara kadar da böyle bir kod yok. Masallar eskiden herkes içinmiş. Mecliste, kahvede, hamamda anlatılıyordu. Bazı masallar kesinlikle çocuklar yattıktan sonra anlatılırdı bazıları çocuklara da anlatılırdı. O zamanlar masallar genel meclise anlatılırdı. 19.yy’da sanayi devrimi olduktan sonra köyden şehire göç olduktan sonra masallar yetişkinlerden alındı. Eskiden herkes içinken birden artık büyükler için değildir denilmeye başladı.  Neden çünkü büyüklerin verimli çalışması gerekiyordu. Köyde çalışırken mevsimlerin önemi vardı. Yazın çok çalışıyorsun köyde ama kışın boş duruyorsun. Yapabilecek işin yoktu. O yüzden kışın masalların mevsimiydi ve ne kadar yorulursa yorulsun kışın köyde yaşayan yetişkinin hayal kurmak için çok fazla vakti vardı. Bu vakitleri masallarla dolduruyordu. Sanayi devrimi mevsimleri kaldırdı; çünkü fabrika yaz kış aynı verimle çalışıyor. Sabah, akşam, gündüz, gece aynıydı. O yüzden hayal mevsimi diye bir şey kalmadı. Sanayi devrimi insanları bir araç olarak gördüğü için bu insanların hayal kurması artık gerekmedi çünkü itaatkâr ve patronların isteklerinin doğrultusunda giden bir nesil yetiştirmek istediler ve bu neslin masala ihtiyacı yok hatta onun odağını bozabilir, onu farklı yollara götürebilir, yoldan çıkarabilir diye özellikle yetişkinlerin elinden alındı. Şimdi çağ değişiyor ve artık yaratıcı insanlar istiyoruz çünkü artık eski büyük kurumlar bir patron ve patronun gölgesinde çalışan binlerce insan çağı bitmiş. Herkesin ne istediğini kendisine sorduğu, yaratıcı davranman gerektiğinin beklendiği bir çağ. Peki yaratıcı insan nasıl olur? Hayal kurması gerekiyor ve hayal gücümüzü geliştirmek için bir gücümüz vardı o da masaldı. Einstein’a bir gün bir kadın ‘’Benim çocuğum sizin kadar akıllı olsun istiyorum, ne yapmalıyım?’’ diyor. Einstein ona ‘’Masal anlat.’’ diyor ve kadın onunla dalga geçtiğini, ciddiye almadığını zannediyor. “Daha akıllı olsun istiyorum ama.” diyor. O da ona “Daha fazla masal anlat.” diyor. Bu garip geliyor ama Einstein gibi bir bilim insanı bile yaratıcılığın hayal kurmaktan geldiğini düşünüyor. Bazı okullara gidiyorum bana “Görsel kullanacak mısın?” diyorlar. Hayır ben görsel kullanmıyorum. Masal anlatmak başka bir insana bir şeyler gördürme sanatı. Yani masal anlatıldığı ve dinlendiği zaman aramıza sanki ince şeffaf bir ekran çekiliyor ve benim sözlerim üzerine sen bu ekrana bir film projekte ediyorsun. Bu film benim sözlerimden geliyor ama senin zihninden projekte ediliyor. O yüzden ortaklaşa bir şey yapıyoruz. Film yönetmeniyle beraber aslında masalcının işi ama onlar her şeyi yapıyor. Senaryo yazıyor, anlatıyor, çekiyor, gösteriyor ve biz tüketiyoruz. Oysaki masal dinleyicisi bir film izlemeye geliyor gerçekten ama projekte her dinleyicinin kafasında. O yüzden dinleyicinin hayal etmesi gerekiyor. O ince perdenin üzerine kendi hayalini çıkarması gerekiyor. Ben görsel kullanmayacağım dediğimde okul müdürü  ‘’Ama yeni nesil için kullanmanız iyi olur, görsel desteğe ihtiyacı olan bir nesil.’’ dedi. Eğer bunu yaparsak çok büyük bir zarar vereceğiz onlara. İnsanoğlunun burada olmayanı görme yeteneği var. Sana desem ki sabah terkettiğin yatağını gözünün önüne getir, hemen  getirebiliyorsun… Çarşaflarını, yastığını, kedini, bıraktığın sevgilini… Ama yeni nesile böyle bir şans tanımıyoruz. Herkeste olan burada olmayanı görebilme kabiliyetini çalıştırmamız gerekiyor ancak o zaman gelişir. Bir şey anlattığında aynı anda bir görsel gösteriyorsan o zaman hayal etme, görselleştirme yeteneğini geliştirmemiş oluyorsun ve bu çok zararlı bir şey.

H: Yaşım çok büyük değil; ama bildiğim ve az da olsa hatırladığım, buna hiç ihtiyacımın olmadığı zamanlar vardı. Ekrandan bakacağın görsele ihtiyaç duymadığın; ama şimdi akıllı telefonlar, tabletler sürekli bir şeyleri destekleme rolündeler. Oysa her şeyi hazır halde önümüze sundukları için belki de en büyük zararı onlar veriyordur.

J: Bazen insanlar bana diyorlar ki daha iyisi var artık… Evet, eskiden masalcı vardı ama artık televizyon var, film var. Her şeyi gösterebiliyorsun. Niye teknolojiyle beraber gitmiyorsun diyorlar. Benim annem yaşlı eski bir hippi ve o hep gururla geri kafalıyım der. Benim de biraz geri kafalı taraflarım var. Şöyle düşünüyorum sadece, elbette teknoloji kullanıyorum, elbette çok güzel şeyler var minnettarım ama hızlanan değişen dünya içinde kaybımız minimal olsun istiyorum. Yani ilerleyelim ama her ilerlediğimiz zaman geçmişte keşfettiklerimiz ve ilerlediklerimizi kayıt ediyorsak o zaman ilerlemiyoruz, sadece hareket ediyoruz. Bir şey keşfediyoruz. Eğer öncesinde keşfettiklerimizi unutarak keşfediyorsak o zaman daha önce öğrendiklerimizi bir daha öğrenmemiz gerekecek. Yeni bir şey keşfettiğimizi zannederek  aslında sürekli aynı şeyleri öğreniyoruz. Ben bizim için, madem modern yaşıyoruz madem iletişim dünyasındayız, madem değiştiriyoruz ve değişim bir gelişim olsun istiyoruz, bunun gerçek olmasını diliyorum. Gelişim olursa eğer geçmişte iyi öğrendiklerimizi kaybetmeden ilerlememiz gerekiyor. Bunun için çok iyi bildiğimiz bir şey vardı o da o masal gecelerinde olan sihirli bir şey. Bir arada olmak.  Asla ışıkları kapatmıyoruz biliyorsun herkesin yüzünü görebilmek için, masal gecelerinde 4. duvar daima açık hatta bazen hiç duvar yok. Yani doğru mekânı bulabiliyorsan sıfır duvarlı çünkü hayal eden yoksa masal gecesi yok. Tiyatroda bir izleyicisiz prova yapabilirsin. Masalda dinleyici olmadan prova yapamazsın. Masalda sadece çok kere anlatmak var. Bir masal gecesinde bir önceki gün çok iyi geçti, dün nasıl yaptıysan aynısı yapalım dersen büyük ihtimalle en kötü performansın olacak çünkü aynı anda değilsin geçmiştesin ve o zaman çuvallarsın. Bu gece şu an ben bu bedende bu ruh halimde bu yorgunluk seviyemde bu heyecanla bu yaşadıklarımla karşımdaki insanların heyecanlı olup olmamalarıyla onların enerjileriyle başlayabilirim. Masal gecesi başladığı zaman ilk yaptığım şey insanlara bakmak. Onların nabzına bakmak. Kolay cevap veriyorlar mı, kendi dünyaları içindeler mi, heyecanlılar mı mesela bazen çok yüksek enerji oluyor. Bir şey söylüyorsun hemen cevap veriyorlar ve tamam bu gece hızlı geçecek diyorsun.

H: Evet bunu sormak istiyordum aslında. Seni nasıl etkiler merak ediyorum çünkü. Ondan önce şunu söylemek istiyorum;  hani ailenle evde otururken elektrikler kesilir ve herkes odasından çıkıp bir araya gelir ve sohbet eder. Ben seni iki kere izledim ve ikisinde de hemen hemen aynı şeyi hatırladım. Evet şu  an Judith’i dinliyoruz ve bize bir şey anlatıyor. Bunun iyi, kötü, ya da bizi mutlu, mutsuz eden bir şey olması gerekmiyor. Dokunuyor olması yeterli sanırım.

J:  Bence ailelerin en güzel anı o an. Bu elektrik kesilmesini çok insan anlatıyor bana.  Bazen radyo programımdaki ilk soru size anlatılan ilk masal neydi oluyor. Kim anlattı, hangi masaldı. O kadar fazla konuğumdan;  7 yaşındaydım, elektrikler kesilmişti gibi anılar dinledim ki. Bunu anlatan insan 60 yaşında. 7 yaşında elektriklerin kesildiği günü hala unutmadı. Bu bana şunu söyletiyor: Elektrikler daha fazla kesilsin. Bu da aslında teknolojinin bizden aldıklarını gösteriyor.  Bir antropoloğun çok ilginç bir hikâyesi var:  Afrika’da bir köye gidiyor ve o köyde elektrik yok.  Herkesin evi tek göz dediklerimizden. Gece olduğu zaman Palavara ağacının altında toplanıp sohbet ediyorlar, şarkı söylüyorlar, hikâyeler anlatıyorlar. Bütün köy, akşamları yatıncaya kadar beraber zaman geçiriyor. Bu antropolog gidiyor ve 10 sene sonra aynı köye tekrar geliyor ama o geçen 10 sene içinde köye elektrik geliyor. Çok az bir elektrik,  her tek gözlü evde bir adet ampul yakacak kadar ve artık elektrik geldiği için insanlar akşamları evlerinde kalıp tek başlarına o ampüle bakıyorlar. Bu hikaye bana çok dokunuyor çünkü yapamaz mıyız merak ediyorum. Hem evimizde ampul olsun hem de bir arada olmaya, toplaşmaya karar verelim. Eskiden zorunlu toplanıyorlardı. Niye? Çünkü tek bir soba vardı. Sobalı evde yaşayan herkes bilir. Tek soba, tek meclis. Ama şimdi kombili evlerde her odada bir kalorifer var o zaman bu bölünme opsiyonu da var demektir.  Bu opsiyon olduğunda illa bunu seçmek zorunda mıyız? Aslında şimdi de buluşmak zorunda değiliz. Alışverişi evden yaparsın, işi evden yaparsın, sohbetlerini evden yaparsın. Artık öyle bir teknolojik seviyedeyiz ki  istersen dışarı çıkıp güç sarf ederek bir daha kimseyle buluşmak zorunda değilsin.  Artık o yüzden mecburi değil bunu tercih olarak yapmamız gerekiyor.  Toplanmak bir tercih ve bir efor gerektiriyor. Biz diyebiliriz ki mecbur değilim bu masalı 1 saat trafik çekip Kumbaracı50’ye gelip akşamımı ayırıp dinlemeye.  İstediğim kanalda istediğimiz masalı dinlerim, istediğim oyuncuları izlerim diyebiliriz. Ama Kumbaracı50’ye gitmeyi tercih ediyorum çünkü masal bahane, bir araya gelmek şahane.  Bence masal bir arada hayal kurabilmenin bahanesi çünkü bir insanın odasında tek başına kurduğu hayal yerine aynı odada 100 diğer kişiyle beraber hayal kurarsa o zaman o hayal daha derin olur. Bizim insan olarak birbirimizin hayal gücünü derinleştirme gücümüz var. Birbirimizi transa sokuyoruz.  Eğer bir masal gecesinde 10 kişi varsa bu transın belirli bir gücü var, 100 kişi aynı anda hayal kuruyorsak girdiğimiz transın derinliği bambaşka olur. O yüzden konserlere gitmek, canlı dinlemek daha keyifli.  Bir müziği dünyanın en iyi hoparlöründen dinliyor olabilirsin; ama birlikte dinlemek bambaşka.

H:  Aslında hiçbir baskının olmadığı, kimsenin karışamayacağı tek yer senin hayal dünyan. Orada özgürsün. Her şeyi hayal edebilirsin. Ama bazen hayalimizde bile kendimizi kısıtlıyoruz. Yok, bu hayal çok güzel oldu ben bu kadar mutlu olamam deyip hayal kurmayı bıraktığım çok zamanım olmuştur. 🙂 Neyse benim kişisel dertlerim bir yana, 🙂 sorum şu olacaktı; beraber hayal kurmaya davet diyorsun masal geceleri için, bu davete eşlik eden fakat hayale ortak olmaktan çekinen dinleyiciler oluyordur mutlaka. Onların karşı koyma enerjileriyle karşılaştığında nasıl bir yol izliyorsun? Bu durumu tersine çevirmeyi mi tercih ediyorsun yoksa hiç bir şey yapmamayı mı?

J: Hiçbir şeyi kırmak taraftarı değilim. Zaten bu mümkün değil. Uygun şartlar yaratmak gerekir hayal kurmak için. Ama masalda önemli bir şey var ki ben patron değilim. Tiyatronun daha otoriter bir tarafı var. Çünkü sahne var, ışık var, ses var ama burada ışık, sahne, ses, her şey hepimiziz. Masal bir buluşmadır. Benden ibaret değil.  Bu bir yandan rahatlatıcı bir şey. Demek ki  ben bir top atıyorum, ama kimse topu geri göndermiyorsa top oynamamız benim yüzde yüz sorumluluğumda değil.  Bu da aslında her şey benim elimde değil demek oluyor. Masalcılar otoriter olamaz. Böyle olacak, böyle hayal kuracaksınız bu masaldan bunu anlayacaksınız diyemem.  Bazen insanlar geliyor ve diyorlar ki; şu masalı çok sevdim çünkü bu masal çok net bunu anlatıyor. Bence benim anlattığım masal bunu demiyor; ama ben düzeltemem bu kişiyi. Bu masal bana ait değil. O dinlerken hayalinde onu gördü. Bir halk sanatı olduğu için herkesin sahiplenmesi  gerekiyor.  Masal  gecelerine en baştan beri gelen insanlar bu geceleri çok sahipleniyorlar. Onların masal gecesi bu. İlk masal gecelerinde insanlar yemek getiriyorlardı, kahve getiriyorlardı, sıcak şarap getiriyorlardı. Bizim buluşmamız diye.  Şimdi mekanlar değiştiği için pek mümkün olamıyor ama hala bu benim masal gecem değil bu bizim masal gecemiz.  Her şey değişebiliyor mesela bazı akşamlar bir kurum toplu bir bilet almış olabiliyor yani 50 kişi aynı yerden geliyor ve birbirlerini tanıyorlar. Bu her şeyi değiştirir. Bazen kimse kimseyi tanımıyor. Bazen çok çocuk oluyor bazen hiç yok. Bir keresinde 1 ya da 2 aylık bir bebek gelmişti. Bir önceki gelişinde annesinin karnındaydı. Adı Masal. Dediler ki Masal anne karnındayken her ay masal dinledi, doğdu ilk sizden masal dinlesin istiyoruz, bu masal gecesinin havasını alsın istiyoruz. O yüzden Masal’ı getirdik. Masal bir bebek olduğu için ara sıra bebek sesleri çıkardı. J  Çok ağlamadı, çok ses çıkarmadı ama bir bebeğin çıkaracağı sesler kadar.  Benim için sorun değil çünkü köy meydanlarında buluşulduğu zaman anneler vardı ve onların kucağında bebekleri vardı, yaşlılar vardı, uyuyakalıyorlardı horluyorlardı, arkada çalışan bir kahve makinesi  vardı belki. Yani orada tiyatrodaki gibi bir ortam yoktu.  O yüzden benim için hiç dert değildi. Daha sonra bir kadın benim yanıma geldi ve şikayet etti. Dedi ki; o gece biri bebeğini getirmişti ve ben kocamı getirmiştim, masal gecelerini çok sevsin istemiştim ama bütün gece kocam odaklanamadı çünkü bebek ona engel oldu dedi.  Bu bence bebeğin suçu değil. Kocasının odaklanamamasıyla ilgili bir şey. Bazen çok sakin bir yere gidiyorsun mesela doğadasın ve etrafında bir sinek uçuyor diye meditasyon yapamıyorsun, başka biri trafiğin ortasında kornalar çalarken odaklanabiliyor. Odak bize ait, hayal gücü bize ait. Birbirimize yardım ediyoruz. 100 kişi aynı ortamda hayal kuruyorsak bu bizim hayal kurmamızı daha kolaylaştırıyor.  Ama bazen giremiyoruz, odaklanamıyoruz belki biraz gerginiz, bir derdimiz var, gelirken yolda çok kötü bir şey yaşadık… Hiç kimse başka bir insanın deneyimini kontrol edemez ki.  Ancak kendi deneyiminden sorumlusun; ama genelde odaklanma problemin var ise 100 kişiyle beraber aynı anda daha kolay odaklanabiliyorsun.  Örneğin; geçen masal gecesine bir adam geldi ve dedi ki ben çok acayip bir şey yaşadım, benim cep telefonum her zaman elimdedir ve mesajlarıma her 5 dakikada bir mutlaka bakarım ama bu bir buçuk saat boyunca hiç bakmadım ve bunun bana en son ne zaman olduğunu hatırlayamıyorum dedi.  Belki o insan için telefonuna bir buçuk saat bakmamak, başkası için başka bir şey… Yani herkesin deneyimi farklı olacaktır. Önemli olan onu beraber yaşayalım ki birbirimizin yolunu kolaylaştıralım. Birbirimizi kontrol etmiyoruz, etmeyelim zaten ama birbirimize eşlik edebiliyoruz ve bence bu gecelerin en güzel yanı bu. Birbirimizin hayal yollarına doğru eşlik ediyoruz aslında.

H: Senin için en özel masal gecesi hangisiydi?

J: Her ay farklı bir tema işliyoruz aslında ama hep tekrar eden iki temamız var. Biri her aralık ayında yaptığımız “Yeniden Doğmak”. 5 sene önce aralık ayında başladı bizim yolculuğumuz bu temayla. Sonra her sene Aralık’ta devam etti bir nevi doğum günü bizim için.  Bir de birkaç sene önce şu anki eşimle tanıştığım zamanlarda sürekli onu çağırıyordum masal gecelerine ama çok gelmiyordu o.  Geldiğini iddia ediyordu ama gelmiyordu. 🙂  Ben sürekli; “Masal gecem var gelmek ister misin?” diyordum, yazmak için güzel bir taktikti. 🙂 Gelmiyordu, gelmiyordu en sonunda ben geleceğim dedi. Şubat ayıydı ve aşk masalları diye bir tema yaptım geldi ve bu bir sonraki senelerde de tekrarlandı ve artık bu bizim için çok özel bir seri oldu. Belki özellikle odaklandım. ) Her sene tekrar ettiğimiz bir tema oldu aşk teması. Bu sene şubatta tekrar yapacağız. Aşk masallarını bekleyen çok, en popüler onlar oldu. 🙂  Ben aşık olduğum zaman onları hazırladım o yüzden benim için de çok özeller.

H: İnsanlar yaşamak istedikleri aşkı masallardan dinlemeyi seviyorlar, seviyoruz. 🙂 Masallardaki sonsuza kadar mutlu oldular cümlesine inanır mısın? Ya da aşkın gücüne?

J: Sonsuza kadar mutlu yaşadılar bir formül. Formüller masalı bitirmek için kullanılır. Masal bir kaosa girmek ve kaostan çıkmak arasındaki yolculuk. Masalda bir durum vardır ve sonra o durum berbat olur. Kötüye gider, kahraman zorluklarla yüzleşir sonra çözülür. Çözüldüğü zaman korktuklarımızla yüzleşiyoruz. Kaybediyoruz, kayboluyoruz. Bütün bunların sonunda eve gelmek lazım. Güvende olmak lazım. Yüzleştik korkularla, düştük kuyulara, aştık zorlukları ve sonunda evdeyiz. Masal bittiği zaman eve dönmek lazım;  derin, dingin bir huzura ulaşmak lazım. Bunun için formüller var. Formüller kötülüğü yok eder, cezalandırır. İyiler ödüllenir ve yeni bir huzur kurar. Dengenin sonsuza dek süreceğini ancak inanırsan huzurda bulursun. Eğer şu anki mutluluğunun geçici olduğunu dşünüyorsan ki elbette geçici; hiç bir aşk sonsuza kadar sürmez çünkü hiç bir insan sonsuza kadar yaşamaz. Hepimizin sonu çok belli ve bitmeyen bir aşk değil. Hepimizin sonu ölüm ama anı yaşarken zaten yakında öleceğim diye düşünmemen gerekiyor. Eğer anı gerçekten yaşıyorsan o zaman o an sonsuzdur. Bence an içinde bir sonsuzluk var buna inanıyorum. Hani bir şarkı var ya “Bir an için bir ömür bile verilir”. Ben ona inanıyorum. Eğer aşk  varsa sonsuzluk illa ki süre içinde olmak zorunda  değil; derinlik içinde de olabilir. Belki bir insanı 1 hafta seviyorsun ama o insanı öyle bir derinlikle seviyorsun ki o hafta içinde sonsuz bir aşk yaşamış oluyorsun. 1 hafta sonra yüzünü görmek istemiyorsun, fark etmez. O hafta içinde paylaştığın derinliğin sonsuz belki de.  Eğer sana verilen hayatı derin yaşarsan yaşamın sonsuz olabilir. Bazı kahramanlarımız var tarih içinde ve derin yaşadılar. Örneğin Gandi derin yaşamış ve sonsuza kadar yaşayacak; çünkü onların hikâyelerini hâlâ bugün anlatıyoruz. Demek ki sonsuzmuş…

H: Bir konuşmanda demişsin ki; “Sen de masalcısın, bugün kime hangi masalı anlatacaksın?”

J: Hepimiz hikâye anlatıyoruz. Masallar aslında bir nevi okuldur. Masal dinlemek sana hikâye anlatmayı öğretir. Daha doğrusu kendi hayatını hikayeleştirmeyi öğretir. Bazı insanlar akşam eve gittikleri zaman anlatacak hiç bir şey bulamazlar. Yaşamadılar mı o günü? Yaşadılar. Ama hikayeleştirmeyi unuttular. Niye unutuyoruz ya da niye hikayeleştiremiyorlar?  Yeteri kadar hikaye dinlemedikleri için. Hikâyeci olabilmemiz için etrafımızda hikâyeleştiren insanlar olması lazım ve hikâyeleştirme fırsatı. Nedir bu fırsa? Mesela senin karşımda olman. Bana iki tane kulak veriyorsun, merakını veriyorsun, bağını ve prezansını veriyorsun. Sonra bana diyorsun ki;  Judith kendi deneyimini bana anlat. O an yaşadığım karmaşayı düzene sokup hikayeleştirme fırsatım var.  Herkesin buna ihtiyacı var. Bunun için fırsata ihtiyacımız var yani bir araya gelmemize, birbirimize kulaklarımızı ve dikkatimizi vermemiz gerekiyor. 🙂

hazal şahin

hazal şahin

Yorum Yok

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir