YAŞAM ALANI

Günahkar Mı Sanat?

Ramazan ayını geride bıraktığımız günler nedeniyle biraz din-sanat ilişkisi hakkında yazmak istedim. Gerçi konu itibarıyla biraz “reytingler” düşecek, ama olsun. 🙂 Bu reyting mevzusu da çok acayip bir şey, insanı -ya da genelleştirmeyeyim, beni avladı. Kumbaracı50 Postası başlayalı daha birkaç ay oldu; ama hangi yazı çok okunmuş, hangi yazı çok beğeni kazanmış takip edip duruyorum. Aslında bir nev-i geri bildirim bizim için; ama tatlı da bir yarış. Zaman zaman kendimi böyle Kumbaracı50 Postası’ndaki yazıları açıp özellikle kendi yazılarıma kaç kişi okumuş acaba diye bakarken yakalıyorum. Nasıl bir merak nasıl bir dürtü anlatamam.

“Ulan” diyorum kendi kendime “Özer’e bak yahu, 254 tane okunmuş; ben 151’de kaldım. :)” Tabii adamın çevresi geniş o yüzden çok okunuyor, diye düşünüyorum sonra, bir de iyi tanıtım yapmış iyi duyurmuş belli ki diyorum. Sonra bizim kızların yazılarına bakıyorum; yok, onlar daha zor işlere giriştiklerinden onların hiç şansları yok, “Şiirle, oyunla, karanlık yazılarla, tiyatroda ne öğrendim’le olacak işler değil.” diyorum. Tek rakibim: Özer!

Neyse konumuza dönersek eğer, öncelikle şunu baştan söyleyeyim, benim ne dini anlamda ne de sanat olarak bir eğitimim ya da akademik kariyerim yok. O yüzden yalnızca bazı takıldığım noktaları paylaşmak istiyorum.

Yerleştirilmek istenen şu algıya şiddetle karşıyım; “sanat günahtır”, hatta biz küçükken daha net bir şekilde resim günah, heykel günah, müzik günahtı. Böyle olunca sanatla uğraşan herkes günahkar, sanatla ilgili her yer de günah yuvası oluyordu. Bence hala mahalle baskısının yoğun olduğu yerlerde bu anlayış böyledir. Dini otoritelere bakınca da dine hizmet etmeyen veya ne hikmetse vatana millete hizmet etmeyen sanat günah gibi bir anlayış var. O yüzden Mevlevilikteki müzik ve gösteriler ayrı tutuluyor çünkü o dine hizmet ediyor. Gerçi Mevlevi törenlerinin bir gösteri gibi turistlere pazarlanması da ayrı tartışılacak bir mevzu ama takılmayalım şimdi…

Bence AKM’nin yıllardır kapalı olmasının ana sebebi de bu anlayış. Keza 20 yıl önce var olan bir sürü tiyatro ve sinema salonunun bugün kapanmış olmasında da bu inanışın etkisi var. Bir tarafta bu salonlar neden yıllardır kapalı diye düşünüp kızan, diğer tarafta bu yerleri kapalı tuttuğu için sevap kazandığını sanan anlayış var.

Heykel: Rodin

Hristiyanlığa bakınca bu durum biraz farklılaşmış, kiliselerin içinde resim de var, müzik de var, hatta koro var… Bugün İran’da bile camilerin, türbelerin içinde resimler var, hatta portre olarak.

Yani durumlar karışık, zaten bence şu an empoze edilen İslam dini ile gelenek görenekler çok karışmış durumdalar, bu çok açık… Yıllar, hatta on yıllar içinde gelenekler, baskın görüşler dinin yerini almış. Bu yüzden zamanın değişimi ile bazı gelenek ve göreneklerin geçerliliği kalmadığı gibi aslında gelenek görenek olan ama dînî görünen birçok şey de geçerliliğini yitiriyor. Özü itibarıyla bilimi, sanatı destekleyen bir dinin bazı akıl dışı, gelenek ve göreneklerin veya otoriter yönetimlerin yerleştirdiği referanslardan arınması gerekiyor. Bu konuyu tartışan ve araştıran birçok reformist yazar ve grup var, biraz araştırma ile –eğer ilgileniyorsanız bu kişilere ulaşabilirsiniz. Bu kişilerin söyledikleri ve yazdıkları konular tamamen dinin özü ile ilgili ve görüyorsunuz ki aslında dinde sanata karşı böyle bir anlayış yok hatta tam tersi var.

Başka bir bakış açısıyla konuyu ele alırsak bir eserdeki özü ve güzelliği göremeden red etmek ve hatta bunu olmayan dini referanslarla yapmak en başta sanata ve dine de zarar veriyor. Küçükçiftlik Park’taki Unirock festivaline katılan kişileri görüp üzülüp ve dindar nesil yetiştirmek üzerine kararlar almak konuyu çözmek yerine uçurumu derinleştiriyor. Oradaki insanlar yaptıkları işaretlerle (bilseler de bilmeseler de) kötülükleri kovalıyorlar siz bunu anlamayıp onları şeytanın elinde oyuncak olmuş kitleler olarak görüyorsunuz.

Fotoğraf: Lee Jeffries

Aslında baktığınız zaman, sanatta çok ilahi bir durum var. İlham dediğimiz yaratıcı güç zaten bana göre doğrudan yaratandan geliyor. Sanatçı üzerinde çalıştığı fikri, görüşü, duyguyu, bilgiyi yoğuruyor, damıtıyor, ince ince işliyor, üzerine titriyor, süslüyor, geliştiriyor, beğenmiyor başka bakış açısı ile ele alıyor, okuyor, araştırıyor, tartışıyor, kısaca tüm enerjisini, varlığını, zamanını o işe veriyor ve ürünü ortaya çıkarıyor. Bu sanat eserinden etkilenen diğer insanlar türlü türlü tepkiler veriyorlar. Benim en sevdiğim tepki nedensiz ağlamak… Bir resme bakıyorsunuz ve içinize hiç bilmediğiniz bir huzur kaplıyor öyle kalıyorsunuz, veya bir tiradı, bir sahneyi izliyorsunuz ve bir bakıyorsunuz göz yaşlarınız akmaya başlamış… Veya bir karikatüre kahkahalarla gülüyorsunuz. Bir heykel sanki canlanacakmış hissi veriyor bazen… Veya çoğumuz hayatımızı fon müzikleri ile geçiririz, bir şarkı takılır kafamıza tüm günü o şarkı eşliğinde geçiririz sebebini bilmeden…

İnsanı inanılmaz derecede etkileyen, değiştiren, geliştiren, farkındalık yaratan, yükselten sanatı günah; onu var eden sanatçıyı da günahkar ilan etmek; bunları boş iş, ucube olarak yargılamak, aslında ne kadar sığ, ne kadar hatalı, ne kadar çiğ bir durum. Amacı insanı düşünmeye, gelişmeye, bilime,  araştırmaya, ruh sağlığına, arınmaya yönlendiren din anlayışı ile ne kadar tezat bir yaklaşım. Böyle bakınca aslında sanat ve din bir bakıma aynı şeye hizmet ediyor, paralellik sergiliyor…

O bakımdan güzellikleri ortaya çıkaran, bize farkındalık yaratan, bizi arındıran, bizi yükselten sanat ve bu şaheserleri ortaya çıkaran yaratıcı sanatçılar iyi ki varlar.

 

 

Erkan Kortan

Erkan Kortan

Biraz hayat,
Biraz Altıdan Sonra Tiyatro,
Daha çok Kumbaracı50,
Çok az yedek parça,
Biraz biz,
Biraz siz...

1 Comment

  1. Nahide
    4 Temmuz 2017 at 18:14 — Cevapla

    Yazınız çok güzel başarılarınızın devamını diliyorum sizin gibi sanatçılar iyiki varsiniz ve sanatımız ve sanatçılığı iz devamını diliyorum

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir