İlk röportajım… Heyecanlı ve mutluydum. 1 hafta önce kararlaştırdığımız yerde Alman Kitabevi’nde buluştuk Hakan Emre’yle… Benim için çok keyifli olan bu röportajı şimdi size aktarmaya çalışacağım. Umarım siz de keyif alırsınız. İyi okumalar…

Seni daha yakından tanımak açısından, bize kısaca hikâyenden bahseder misin?

Tabii ki. Ben Hakan Emre Ünal, 31 yaşındayım. Yaklaşık 8 – 9 senedir oyunculukla uğraşıyorum. Bunun uzun bir bölümü üniversite tiyatrosu, son 4 senesi de çeşitli tiyatro sahnelerinde profesyonel olmak üzere bir tiyatro deneyimim var. Lisansım İstanbul Bilgi Üniversitesi işletme, yüksek lisansım ise Kadir Has Üniversitesi oyunculuk.

Peki, yüksek lisans kararını nasıl verdin?

Mezun olduktan sonra bir karar vermem gerekiyordu. İşletme ile ilgili mi bir iş yapmak istiyorum, yoksa tiyatro mu? Çünkü okurken durum şuna dönmüştü; sanki tiyatro okuyorum da işletmeyi hobi olarak yapıyormuşum gibi. Tiyatroya da hemen başlamadım zaten, mezun olduğum okulda devam ettim tiyatro çalışmalarına, 1 yıl sonra da karar verip yüksek lisans sınavına girdim.

Emre Burnunu mu karıştırıyor?

Hakan Emre Ünal

Bursalı’sın değil mi?

Bursa’dan geldim, ailem orada. Bursa’dayken profesyonel futbol deneyimim de var. Aslında futbolcu olamama hikâyem de var. Orada bir kapı kapandı; ama sonra hayatıma tiyatro girmiş oldu.

İstanbul’da seni neler değiştirdi, zorladı? Oldu mu böyle şeyler?

Aslında ben biraz şanslıydım çünkü akrabalarımın çoğu İstanbul’da yaşıyor; fakat ben daha içime kapanık biriydim. Bursa’dayken futbol nedeniyle bir sakatlık dönemim vardı. Üniversite hayatına hem bir oyuncu olarak hem de bir insan olarak adapte olmak zor oldu. Kalabalık ve sürekli yoğun olan bir hayat da işimi zorlaştırdı.
İstanbul’a gelmek beni değiştirdi. Kapalı olduğum dünyadan çıkıp başka bir yere gelmek beni değiştirdi. Ne yapmak istesen burada bulabiliyorsun. Her şey var burada.

Ben senden ilk kez Trom’u seyrettim. Seyrederken senin için özel bir yeri olduğunu hissettim bu oyunda. Trom’un yolculuğunu anlatabilir misin?

Üniversitede tiyatro yaptığım dönemde “Masanın Altında” oyunuyla tanışıp hayran olmuştum. Yaklaşık 7 senedir de oynamak istediğim bir oyundu. Özellikle başkarakter Drogomiri, bir mülteci.
Bir kere yönetebildim üniversitede ama çok fazla oynayamadık. O günden beri de aklımdaydı; bir unutuyordum, bir hatırlıyordum. Sonrasında başka ekiplerle de çalıştık ama bir şekilde vakıf olamadık. Daha sonra yüksek lisanstaki bir anlatı dersinde bir metin çalışmamızı istediler. Bu benim hep çalışmak istediğim bir metindi ve bu oyunu seçtim. Tabii çok fazla karakter vardı ve ben bir tanesini seçip diğer karakterleri de onun üzerinden anlatmayı denedim. O ilk anlattığım 15 dakikalık bölüm çok güzel oldu, güzel tepkiler aldım. Bunu geliştirebilir miyiz acaba diye düşündük. Sahne üzerinde kendisi olmak isteyen bir oyuncunun bu metni çok sevdiği ve arasına mesafe koyamadığı için beceremediği bu durumu oyunlaştırsak mı dedik. Sahnede bir oyuncu olarak değil de kendim üzerinden oynamak nasıl olur sorusu üzerinden bir araştırmaya başladım. Gerçek üzerinden bir oyun kurulması açısından Trom tabii ki önemli bir oyun. İlk tek kişilik oyunum, ilk uyarladığım ve yazdığım oyun. Beni oyuncu olarak çok kuvvetlendiren bir deneyim.

Yeni oyununuz Dirmit ile ilgili neler söylemek istersin?

Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanından uyarladığımız ve Nezaketle (Nezaket Erden) beraber çalıştığımız bir oyun. Metni düzenleyerek Dirmit karakterinin perspektifinden başka bir yere çektik. Aslında Sevgili Arsız ölümü çokça yansıtan Dirmit’in bir gecesi olarak uyarladık metni.

Trom’dan farklı bir biçim izleyeceğiz o zaman.

Trom’da daha farklı bir durum var. Bir ben anlatıyorum, bir karakter oluyorum. Daha kapalı bir anlatı var Dirmit’te. Aynı zamanda metni çok daha kuvvetli bir eser olduğu için çok güzel bir etkisi oldu hem oyunculuk anlamında hem de metin anlamında.

Senin için yönetmen koltuğunda olmak nasıl bir deneyimdi, zorlandın mı?

Hem oyuncu olmak hem de yönetmen olmak benim de çok deneyimli olduğum bir şey değildi aslında. Üniversite tiyatrosunda çokça yaptığım ama profesyonel olarak ilk defa tecrübe ettiğim bir alan. Tek kişilik bir oyunu yönlendirirken oyuncu olduğun için senin de oynama isteğin çokça depreşebiliyor. Oynayarak göstermek isteyebiliyorsun ama o konuda Nezaketle çok rahat ettim; çünkü o çeşitli yönlendirmeleri çok çabuk kabul eden birisi. Metne de çok hâkim. Benim Trom ile olan bağımla Nezaket’in Sevgili Arsız Ölüm’e olan bağı aynıydı.
Trom’da kendimden yola çıkarak bir hikâye uyarlamıştım, Nezaket de kendinden yola çıkarak; fakat bir noktadan sonra tamamen romandaki Dirmit’e kendini teslim ederek, başka bir yöne kaydırarak yola çıktı. İkisinin de ortak noktası oyuncunun kendinden yola çıkması aslında ve kendi anılarını kullanması. Ancak yönetmen olmak zor, çünkü kapalı biçimde bir anlatı olduğu için metni yönetmekten ziyade doğru bir şekilde aktarmak önemliydi. O yüzden metni ciddi anlamda düzenledik ve anlatılacak bir kıvama getirdik.

Trom oyunundan.

Seyyar sahneyle olan bağlantını merak ediyorum. Nasıl tanıştınız, nasıl dâhil oldun?

Beş buçuk sene önceydi galiba. Tiyatro medresesini kurmuştu Seyyar Sahne. Ben dâhil değildim o süreçte ama çok yakın arkadaşlarımın büyük katkıları olmuştu. Ben de 2012 yılında bir yaz kampına gittim. Gittikten sonra gıyabında tanıdığım Erdem Şenocak, Celal Mordeniz ve diğer arkadaşlarım derken o kamptan sonra orda kaldım. 20 – 30 kişilik bir nüfusu vardı o zamanlar ve gönüllü desteğine de ihtiyacı vardı. Sonrasında Adalet Ağaoğlu’nun Duvar Öyküsü diye bir çocuk oyunu koyulacaktı. Ben de çocuk oyunlarında biraz deneyimli olduğum için o sürece dâhil oldum, böyle gelişti. Şu an Seyyar Sahne’nin bir üyesiyim.

Alternatif Sahneler ile ilgili fikrin nedir? İlk deneyimlerin nasıldı?

Aslında hep alternatif sahnede oynadığımız için büyük sahnede bir garip hissediyorum. Bazen denk geliyor, birkaç kere Üsküdar Tekel Sahnesi’nde oynadık ve biz ne yapıyoruz acaba dedim. Çok olmamakla birlikte, güzel sahneler var. Bizim gibi alternatif tiyatro yapan insanlar Kumbaracı50 gibi, daha küçük ve bence daha güzel sahnelerde oynuyorlar. Çünkü orada yaşayan başka bir şey var. Orayı yürütmeye çalışan insanlarla tanışınca- Gülhan’la Ekip Tiyatrosu’ndan Cemle diğer alternatif sahnelerde çalışan arkadaşlarla, seninle o kadar çok isim var ki- o ekipleri gördükçe orada daha yaşayan bir şey olduğunu hissediyorsun.

Peki, hayatta hep bir b planın var mıdır?

B planım yok ama sürekli bir yoğunluk içinde olduğum için çevrem genişliyor. Futbolu bıraktığım zaman ne yapacağıma dair hiç bir planım yoktu vakti zamanında. Şuan futbolu bırakmak benim için çok büyük bir fırsat oldu. Tiyatro  benim için olmazsa olmaz değil. Hayatımın en önemli yerinde gibi gözüküyor ama
olmazsa başka bir şey yapabilirim. Bu kadar bağlı olmak, ben ona aşığım olmazsa yapamam demek bence asıl yanlış olan. Şuan severek yaptığım para kazanabildiğim aynı zamanda yönetebildiğim bir alan. Bundan 5 yıl sonra çok farklı bir yerde olabilirim. Belki işletme bile yapabiliyor olabilirim 🙂

O zaman tiyatro ile mesafeli bir ilişkin var diyebilir miyiz?

Bence futbolda da tiyatroda da her şey de böyle. İnsan o olmazsa yapamam diye bir ilişki kurmamalı hiç bir şeyle. Birebir ilişkilerinde bile. Tabi ki ona tutunmalı, sevmeli, aşkla yapmalı ama sadece biraz arasına mesafe koyabilmeli. Ben her gün tiyatro yapamam mesela. En az 2-3 gün onun dışında bir şeyler yapmak isterim. Yapamadığım zamanda, hani bir oyun çıkmasına yakın her gün her gün prova yaparsın ve tükenirsin ya öyle hissederim, onun gibi araya başka bir şey koymak gerekiyor bence.

H: O zaman şimdi sana kısa kısa sorularım var. Başlayalım mı?
E: Hadi bakalım… 🙂
H: Aşk mı para mı?
E: Oyy ne diyeceğim ben buna :). Duruma göre değişir; ama aşk bence.
H: Kimsenin bilmediği gizli bir yeteneğin var mı?
E: Yok.
H: Seninle ilgili neyi bilmemizi isterdin veya istemezdin?
E: Bir şey var ama bilmenizi istemiyorum 🙂
H: Kız çocuk mu erkek çocuk mu?
E: İki tane olsun, bir kız bir erkek
H: Üç karakter özelliğini söyleyecek olsan ne derdin?
E: Tez canlı, çalışkan ve…
H: Vee güzel bir kalbi vardır?
E: Bilmem, bir kalbim var ama güzel mi bilmiyorum.
H: İstanbul?
E: Kalabalık.
H: Kumbaracı50?
E: Yalınayak Müzikhol. 5-6 aydır Kumbaracı50 ailesinin bir şekilde yandan da olsa içindeyim ve en güzel 5 – 6 ayımdı. Bir de farklı şekilde yanımda olduklarını görmek beni çok mutlu etti. Bana hep ilham veren, çok güzel işler yapan bir tiyatro kumbaracı50. Hep daim olsun inşallah…
*Fotoğraflar: Tuna Giritli ve Berkay Ergönenç

hazal şahin

hazal şahin

Yorum Yok

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir